Başlıksız Komposizyon
Websitemdeki ikinci Türkçe içerik, lisede yazdığıma emin olduğum (Word dokümanının core.xml özniteliklerinden kontrol ettim) ancak hangi sınıfta yazdığımı hatırlayamadığım bir kompozisyondan.
Arşivleri karıştırırken karşıma çıkan bu dokümanı okuduktan sonra, herhangi bir başlık koymadan yazdığım için olduğu gibi paylaşmanın doğru olacağına kanaat getirdim.
Biz insanların, kendimizi içinde var olageldiğimiz doğanın içerdiği bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen tehditlerinden korumak amacı ile pozitif bilimlerin rehberliğini ettiği ve aydınlattığı yolda ilerleyerek inşa ettiğimiz endüstri çağı, yalnızca doğanın tehditlerini bizden uzak kılmakla kalmamış, aynı zamanda insanın özündeki doğallığı çekip almıştır.
Teknolojinin verdiği soğuk ama kudretli güven ile insanoğlu, gelişmelerinin ardına gelişmeler sıralamış; kısa bir zaman öncesi yalnızca hayalini kurabildiği bir cismi gerçek eylemiştir. İnsan yararına oldukça, teknolojinin her ürünü insanlarca kabul görmüş ve böylelikle teknolojinin her günümüzün her dakikasına yavaş yavaş sızmasına göz yumulmuştur.
Metalik uğultular ve soğuk elektrik ışığının verdiği sıcak güven duygusu, çağının ilk insanlarının kalbine işlemeye başladığından beri modern dönem her vakit insan gücüne ihtiyaç duymuştur. Teknolojinin gelişmesinden pazarlanmasına kadar insan, teknolojinin vereceği meyvelerin üretilmesinden tüketilmesine kadar insan… İnsan böylelikle güçlü ve sevimli koruyucu meleğinin her daim yanında bulunmuştur.
Teknolojik dönem bu üstünlüğüne ve bunca yararına rağmen aynı hantal bir makine gibidir, çarklarının işlemesi için o kusursuz canavarın daima kendisine biçilmiş işi layıkıyla yerine getiren insanlara ihtiyacı vardır ve olacaktır. Yeri gelince -yalnızca izin verildiğinde- üretmekten bıkmayacak ve yeri gelince, mesela bir hafta sonu gibi, harcamaktan ve tüketmekten asla usanmayacak insanlara ihtiyacı vardır.
İnsanlar da, koruyucu meleklerince kendilerine yüklenen sorumlulukları her daim kabul etmişler ve ellerinden geldiğince yerine getirmişlerdir. İşte bu, günümüzün mekanik mutluluğu ve soğuk acısıyla anlatılan öyküsü… İnsanoğlu, en başta doğanın tehditlerini keşfedip önlem almaya kalktığı için asla suçlanamaz. Fakat kendi koruyucu meleğini, endüstri çağını, inşa ederken kendi kalbindeki maneviyatın yakarışlarına -düşüncesizce- kulak vermediği, onu dilsiz bıraktığı ve geçmişten geleceğe, yaşamış ve yaşayacak milyarlarca insanı sevgiye, samimiyete, tek gerçek mutluluğa, manevi tokluğa aç bıraktığı için suçlanabilir.
Önce kendi canını, daha sonra malını ve daha sonralarda istek ve ihtiyaçlarını kaderin beklenmedik saldırılarına karşı muhafazaya alan insan, onlarca riski görüp kalkanını güçlendirirken kendinden sürekli bir parça kaybetmiştir. Bu kaybını daha sonralarda fark edip, resmen irkilerek geri çekilmiş; kaybettiği parçaya, özüne, maneviyatına, insanlığına utanmaksızın yüz çevirmiş hatta ve hatta ondan iğrenmiştir. Maneviyatı mide bulandırıcı görmüş ve tek rehberini pozitif ilimlerden seçmiştir. Onun için, o özünü yitirmiş mahlûkat için, maneviyat denilen şey atalarının değer verdiği saçmalıklardan başka bir şey değildir.
O mahlûkat oldukça büyük bir yanılgı içine düşmüştür. Maneviyatı kaybettiği gibi bir de reddederek içinde asla kapanmayacak yaralar açmış, ruhsal bunalımlara düşmüştür. Bu acı durum karşısında yüreğinde hissettiği sancılar için kurtarıcı meleğinden beklediği yardımı bulamayan insan yapayalnız acı çekmeye mi mahkûm kalacak?